I. Cilt
( - 1350)

II. Cilt
(1350 - 1650)

III. Cilt
(1650 - 1800)

IV. Cilt
(1800 - 1970)

Milli Eğitim Hakkında Makale*

La Chalotais

Louis-Rene de Caradeuc de la Chalotais (1701-85), ömrü boyunca Fransız Kilisesi ve Devleti’ne karşı yılmaz bir muhalif olarak yaşadı. Britanya Parlementosu’nun başsavcısı olarak, Cizvitlerin yasaklanmasını talep etti ve sıklıkla tacın otoritesine meydan okudu. Böylelikle devrimci kasırganın yayılmasına yardımcı oldu. XV. Louis tarafından hapsedildi ve sürgüne gönderildi ama XVI. Louis tarafından affedildi. Milli Eğitim Hakkında Makale’si, eğitim konusunda On Sekizinci yüzyılda yazılan bilimsel incelemelerden sadece biridir, 1763 yılında Rousseau’nun Emile’inden sadece bir yıl sonra ortaya çıkmıştır.

Genel Prensipler

Millet adına sadece devlete bağlı olacak bir eğitim talep etme hakkını kullanıyorum; çünkü o hak esasen ona aittir, çünkü her millet devredilemez ve daimi bir hak olarak bireylerini eğitme hakkına sahiptir ve son olarak devletin çocuklarının devlet mensupları tarafından eğitilmesi gerekmektedir.

***

Çocukları eğitirken gözetilmesi gereken prensipler, doğanın çocukları eğitirken kullandıklarıyla aynı olmalıdır. Doğa, öğretmenlerin en iyisidir.

Demek ki, çocukların aklına ilk bilginin nasıl girdiğinin gözlenmesi ve yetişkin insanların bunu nasıl öğrendiklerinin gözlenmesi yeterli olacaktır.

Deneyim, ki buna karşı felsefe yapmak kibirliliktir, bize öğretmektedir ki, doğduğumuzda sadece giderek kendini dolduran boş bir kabiliyete sahibiz; hissetme ve düşünmeden başka bir yolla akla fikirlerin gelmesi mümkün değildir.

Kesin olan bir şey vardır ki, insan ancak duyularını kullanmaya başladıktan sonra bilgi edinmeye başlar; onun ilk duyumsaması, ilk bilgisidir.

Çocuklar, edinilmiş fikirlerden farklı şekilde düşünmeye yaşlı insanlara göre daha yatkın değildir. Soyut fikirler akılda iletişim kurabilecekleri bilgi olduğunu varsayarlar; belirli fikirlerden türetilmiş oldukları için bunlara soyut denilmektedir. Bundan dolayı, belirli fikirlerle öğretim düzeninde doğa düzeninde olduğu gibi önceden var olmak zorundadır. Kişi, bölüm ve delik nedir bilmiyorsa, o kişiye deliğin, deliğin bir bölümünden daha büyük olduğunu asla anlatamazsın.

Bu nedenle, her iyi yöntemin esaslı prensibi, algılanabilir olan nedir diye başlamalıdır ve aklın ne olduğuna dair kademe kademe ilerlemelidir; basit olanın ne olduğu vasıtasıyla karmaşık olana ulaşmalıdır ve maddi olaylar hakkında emin olmadan nedenlerini araştırmamalıdır.

***

Bilinmesi gereken her şey kitaplarda yoktur. Konuşarak, örf ve âdetlerle ve uygulayarak öğrenilmesi imkânsız olan binlerce şey vardır ama sadece zaten bir şekilde alıştırma yapmış olan akıllar böyle bir öğrenim şeklinden faydalanabilirler. İnsan, harekete geçmek için vardır ve sadece harekete geçmeye kadir hale gelebilmek için çalışır.

Hemen hemen tüm felsefe ve eğitimimiz birkaç kelime ile anlatılabilir: Bilinmesi önemli olanlar, şeylerin kendileridir. Doğru ve gerçek olana dönelim, çünkü ondaki gerçek, ne olduğu ve neyin var olduğundan başka bir şey değildir ve aklımızda sadece var olan şeylere dair bilgi vardır.

Böylesi bir amaç kesinlikle çok daha doğrudur ve ona giden yol, gençleri sadece sözcük veya soyutlama bilgisine ulaştıran dolambaçlı yoldan daha düzgündür.

Tarih

Her milletin kendi kullanımı için oluşturulan tarihini, her yüzyılın tarihini ve bunların ötesinde, son yüzyıllarınkini görmek istemeliyim. Sonuncunun daha detaylı olmasını ve daha eski çağların tarihinden önce okunmasını arzu etmekteyim. Aynı zamanda her türden ünlü kişinin, her koşuldan ve her meslekten kişilerin hayatlarının yazılmasını istemeliyim; kahramanlar, akademisyenler, şöhretli kadınlar ve çocuklar vs. ve büyük olayların, unutulmaz ahlaksızlık, fazilet, felaket ve refah vs. örneklerine ait canlı resimlerinin gösterilmesini de istemekteyim. (…)

Bu tarih ve koleksiyonların faydalı olabilmeleri için filozoflar tarafından hazırlanmaları gerekmektedir.

Doğa Bilimi ve Mekanik

Kimse mekanik bilgisinin çocuklara öğretilmesini beklemez ama hareketi kolaylaştıran ve üreten basit makineleri gözlemlemeye, manivelanın, tekerleğin, kasnağın, vidanın, çivi ve terazinin algılanabilir etkilerini gözlemlemeye çok erken alıştırılmamalıdırlar. (…)

“Description abregee des principaux Arts & Metiers, & des instruments qui leur sont propres, le tout detaille par figures” adında tamamlanmamış bir kitap vardır. Akademi, sanat dallarının bir tanımını basmıştır. İşte bu, şimdiki jenerasyonun gelecek nesillere bırakabileceği en harika miraslardan biridir.

Bu kitapları incelemek, içindeki figürlerden bazılarını resmetmek çocukların kabiliyetini aşar mı? Bir kolej odasında bazı demir veya ahşap makine modellerini bulundurmak imkânsız mıdır? Eğer bu odada doğa tarihine mahsus nesneleri içeren bazı vakıalar bulunsa, çocuklar bunları merakla görmek istemezler mi? Etrafta gezinirlerdi, faal olurlardı ve aynı zamanda bilgi edinirlerdi. (…)

Dünya’nın Güneş çevresindeki yolculuğunda bir saatte altı yüz bin fersahtan fazla veya dakikada dört yüz on altı gittiğini, bir toptan atılan güllenin iki bin altı yüz fersahı yirmi dört saatte gideceğini ve böylelikle Dünya’nın bir toptan atılan gülleden yüz elli kez daha hızlı olduğunu bilmek çocuklar için yararsız mıdır?

Tekrar sorarım: Çocukların aklını sonsuz büyük ve sonsuz küçükle hayranlık ve hayretle doldurmanın herhangi bir dezavantajı olabilir mi?

Bu, her şeyi yaratan Varlık hakkında hangi fikri vermez ki! (…)

Uzun bir süre boyunca bu bilgi öğretildikten sonra, havanın ağırlığını, elastikiyetini, fiziğin tanımladığı tüm fenomenleri ve kimyanın tüm keşfettiklerini anlamaları için onları hazırlamak gerekli olacak mıdır? Üzerine sineklerin yumurta bıraktığı et parçası kurtlanırken sinek yumurtası bırakılmayanın kurtlanmadığını çocuklara göstermenin neresi tehlikelidir?

Gözlerinin tanıklık edebildiği bu vakıa, her şeyin organize olduğunu ve kendi başlangıçlarının olduğunu düşünmelerini sağlamaz mı? Doğal olarak, Dünya gibi sadece bir mantarın da Tanrı’nın bilgeliğinin bir çalışması olduğuna karar vermezler mi?

Ruhani egzersiz kitaplarındaki düşünceler, gözlem ve deneyimlerinden elde edilenlere göre Tanrı’ya daha mı saygılıdır?

***

Okumayı öğrenmek, yazmak ve kalemi idare etmek ilk periyodun meşgalesidir; iyi okumayı öğrenmek, iyi telaffuz etmek, iyi yazmak ve iyi tanımlamaksa ikinci periyodun. Müziği, tarihi, coğrafyayı, matematiği, doğa tarihini ve edebiyatı her zaman dahil ederim.

Yapılması gereken, doğayı, doğanın kendisinden, üretim ve sanat çalışmalarını da atölyelerden öğrenmeye başlamaktır. Bu sebeple, erken çocukluk döneminde öğrendiğimiz tarih olaylarına milletlerin genel tarihini, kesinlikle daha faydasız olmayan bilim tarihini ve hepsinden önemlisi, ihtiyaçlarımızla çok yakın ilişkili sanat tarihini eklemek gerekmektedir.

Genç insanlara bahsedilen değerli sanat bilgisini vermede, onlara parçalayıp birleştirmekten keyif alacakları en basitinden makineleri göstermek bile yeterli olacaktır. Kademe kademe ilerleyerek on iki yaşında bir çocuğun bir saatin tüm parçalarını birleştirmesi veya herhangi bir makinenin yaylarını bir araya getirmesi ve bunun neticesinde çocuğun onların mekanizmasını anlaması sağlanabilir. Birçoğu zaten biraz geometri bilgisiyle birlikte sadece gözlerine ve bir plana ihtiyaç duyuyorlar. Ansiklopedi’de bulunan sanat hakkındaki birçok makale başyapıttır ve Spectacle de la Nature’da fizik ve sanatla ilgili yazılanlar mükemmeldir ama diyalog sıklıkla zayıftır. Akademi’nin bunu yapabilecek bazı mensuplarının ihtiyaç duyulan başlangıç kitaplarını hazırlama görevini üstlenmeleri gereklidir. (...)

Mantık Kuralları

Başlıca kurallardan ilki, ki bu aynı zamanda olumsuzluklardan birini ortadan kaldıracaktır, başka bir şekilde sebep gösterilmesinin imkânsız olduğu şeyleri açıklamak için angaje edilen tüm felsefe sistemlerinin varsayımlarını reddetmektir; sadece idrak edebildiğimiz şeylere ilişkin yargılarımızı, öğrenilmiş bilgiye sahip olduklarımıza ilişkin olanları, pozitif unsurları açıklamaktır. Eğer bu unsurlara sahip değilsek ya da yargılamaya yetecek kadarına sahip değilsek, akıl yargıda bulunmayı ertelememizi talep eder.

Soyutlamaların suiistimalini önlemek açısından eşit derecede önemli olan ikinci kural ise, fikirleri tespit etmek ve sınırlamaktır. Bunu yapmanın yolu, soyut ve karmaşık fikirleri belirli ve basit olanlara ya da onları oluşturan unsurlara indirgemektir. Buna tanımlamak denir; tanımlama için basit fikirlerin karmaşık ve soyut bir fikirde sıralanması gerekmektedir. (…)

Üçüncü kuralsa, sıkça söylendiği üzere, var olmayan bir şeyin sebebini bularak kendimizi alaylara maruz bırakmak istemiyorsak, nedenleri araştırmadan önce vakıalardan emin olunmamız gerektiğidir…

Metafizik

Mantık ve eleştiri, düşünmeyi öğrenmek için var olan enstrümanlardır. Metafizik, prensiplerin bilimidir. Amaçlara doğrultulmuş insana ait yetenekler hakkında, kapsamı, sınırları ve kullanımı hakkında bize bilgi verir. Gerçeğin ne olduğunu, neyin içinde hata bulunduğunu ve ikincisini engelleme yolunu belirlemek sadece bu bilim dalını ilgilendirir. Deneyim göstermektedir ki, her şey kendini, algılama yeteneğini hissetmeye, vasıtasız bilgiye indirger. Mantıkla birlikte bize, gerçekleri bulmayı, gerçek prensiplerden çıkarsama yapmayı, bunları düzenlemeyi öğretir. Kısacası, terimi ve planı içeren tüm bilginin temeli odur.

Metafizik, Tanrı’nın var olduğunu ve niteliklerini deney ve uygulama yoluyla kanıtlar ve Tanrı takdirini ispat eder. İnsanoğlunun özgürlüğünü, doğa kanunlarını ve ruhun ölümsüzlüğünü resmileştirir.

İnsan aklının zayıflıklarını ortaya çıkarır ama gücünü takdir eder. Varoluşun Yaratıcısı tarafından, insanoğluna rehberlik etmesi için verilen yegâne doğa servetinin onların aklı olduğunu, idrak edilebilir her şeyin onun otoritesinde olduğunu, algılanamayanlar hariç hiçbir şeyin ona yabancı olmadığını, doğanın ve Yaradan’ın sınırlarını tespit ettiğini ve sonuç olarak itaate sebep olan vakıaları ve olayları gösterdiğini, inanç için gerekli saikleri incelediğini ispat eder. İnanmanın yargılamak olduğunu kanıtlar, dıştan gelen kanıtların gücünü, bir nesnenin veya varlığın varoluşunu veya mahiyetini kabul etmeye aklın bizi zorladığını ve bu sebeple kendisi ve inanç arasındaki dengeyi ayarlamanın kendi görevi olduğunu ispatlar, çünkü her zaman rasyonel bir boyun eğmeye öncülük eder, eşlik eder ve takip eder…

Felsefe Ruhu

Aydınlanmış bir metafiziğin sağlam prensipleri üzerine kurulmuş kesin bir mantığın ve iyi bir eleştirinin sürekli uygulanması sonucu felsefe ruhu oluşur.

Bu aydınlanma ruhu her şeyde faydalıdır, her şeye uygulanabilirdir, kanaat ve alışkanlıklardan bağımsız olarak her şeyi kendi prensiplerinden türetir.

Felsefe ruhu, felsefeden farklıdır ve üstündür, tıpkı geometri ruhunun geometrinin veya kanunun ruhunun kanun bilgisinin üzerinde olması gibi. O, belirli gerçeklikleri tartışan ve kabul eden felsefenin ürünü ve amacıdır; halbuki felsefe ruhu hepsini birden takdir eder.

Felsefe bir bilimdir; felsefe ruhu tüm bilim dallarını kapsamaktadır.

Ahlaki Felsefe ve Din

Okullarda ahlaki felsefe, diğer felsefe branşları sebebiyle ertelenmiştir ve skolastik felsefeye ait az sayıda faydasız soruya indirgenmiştir. Ahlaki felsefenin diğer tüm bilim dalları içerisinde en önemlisi olduğu ve diğer hepsi kadar kanıtlamaya yatkın olduğu unutulmuştur.

Davranış kuralları, sağlam akıl veya ilahi ya da beşeri kanunlardan gelmektedir. İlk bahsedilen, doğa kanunlarını ya da daha doğru ifadeyle, ilahi ve değişmez olan ahlak bilimini zorla kabul ettirir; ahlaki felsefe açısından ilahi bir kanun koyucunun var olması ne kadar önemliyse, ilahi bir Yaratıcının var olması da doğa felsefesi açısından o kadar önemlidir. Ancak ahlak kuralları, ilahi ve beşeri olmak üzere tüm pozitif kanunlardan üstündür ve bu kanunlar hiç konulmamış olsalardı da daima mevcut olurlardı.

Bu, Musa’dan önce de doğruydu ve hatta insanlara mümkün olduğunca çok iyilik ve az kötülük yapmamız gerektiğine ilişkin vahiyden bihaber insanlar arasında bile…

İnsanlara ahlaksızlığı ve senetlerin korkunç adaletsizliğini açıklayan yazılı kanunlar değildi. Apostle der ki, hem doğa hem de ilahi kanun olan davranış kuralları tüm kalplerde yazılıdır ve tanığı vicdandır. Tüm yüzyılların, tüm ülkelerin, tüm ulusların, yani tüm dünyaların bir bütünüdür. Cicero’nun da dediği gibi: “O bizimle doğmuştur. Onu babalarımızdan, öğretmenlerimizden öğrenmedik ya da kitaplarımızda okumadık. Onu bizzat doğadan aldık, türettik, içimize çektik. Sadece vâkıf olduğumuz bir kanun değildir, ama aynı zamanda içimize işlemiş ve içimizi dolduran bir kanundur.”

Yani paganlarda bile çok övülen ahlaki erdemleri, insanlara övmek yararsız mı olacaktır?

Acaba en çok dinde birbirinden ayrılmış insanlar arasında bile ortak bir ahlak olamaz mı ve gerçekten de yok mudur? Birbirleriyle iş ve ticaret yapan bir Katolik, bir Protestan, bir Musevi ve bir Müslüman’ı karşılıklı olarak birbirine mecbur bırakan nedir?

Gerek ilahi ve gerekse beşeri olmak üzere tüm pozitif kanunlara üstün olan ahlak kurallarından bahsettim. İlahi kanunları öğretmek Kilise’yi alakadar eder, ancak ahlak kurallarını öğretme görevi devlete aittir ve bu her zaman böyleydi. Her ne kadar en büyük gücünü ve en kuvvetli saikini vahiyin teyidinden almaktaysa da, ifşasından önce de zaten var olduğundan vahiye bağlı kalmamıştır.

Vahiy, bir hakikattir. Ahlak kuralları, tamamen doğruyu temel almaktadır.

Fazilet ve ahlaksızlık, doğru ve yanlış arasındaki fark, daha önce söylendiği gibi, akıl ve şeylerin doğasından gelir. Emir verme aşkının insanın kalbinde tamamen söndürülebilmesi mümkün değildir, çünkü sebepten tamamen vazgeçmek mümkün değildir.

Vahiy, doğaüstü saikler ekler. Ödüllerin sözünü verir ve cezaları önceden haber verir. Ama cezalardan da, ödüllerden de önceden haber vermemişse de, ahlaki yükümlülükler gene de vardır. İnançsızlığın en yanlış varsayımında bile vardır. Aziz Augustine demiştir ki: “İnanç ve kehanetler yok olacaktır ama akıl ebediyete kadar baki kalacaktır.” (I Corinth., ch. 13, v. 8).

Bu nedenle (Abbe Gedoyn’a göre) ahlak kuralları vahiylere çok fazla bağlı kalmaya zorunlu kılınmıştır.

* 18. yüzyıl Fransız Liberalizmi ve Eğitimi, Francois de la Fontainerie, 1932, Courtesy of McGraw-Hill Book Co., s. 53, 69-70, 73-4, 81, 83, 90-3, 112-13, 128-30, 132-3, 136, 143-5, 149-50.

Bu platformun teknik altyapısı Zekare Bilgi Teknolojileri tarafından sağlanmaktadır.